• Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • default color
  • cyan color
  • red color

gezginkareler

Member Area
Küre Dağları - Ilıca PDF Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı   
Cumartesi, 22 Kasım 2008 17:48
Cuma akşamından hazırlanmaya başladık bu sefer için. Güneşin doğuşu ile yola çıktığımızda bizi bekleyen saatlere hevesleniyorduk.

Yolculuğun arasında kahvaltı molası verdik, Safranbolu Hıdırlık Tepesinde yanımızda getirdiğimiz yiyeceklerle kahvaltı ederken, termostaki çayın şekerini unutmuş olmak, biberlerin acı olması bile gülümsetti bizi.

Ve işte Park Ilıca Tesislerine hoş geldik. Amcalar oldukça misafirperver, sanki aile ziyaretine gelmişcesine hissediyoruz kendimizi. 

- Abi şelale varmış, peki kanyon nerede?

- Bu kadar erken beklemiyorduk, buyrun kahvaltı edin önce.

- Olur, yiyecek olsun biz yeriz fark etmez :)

Kararı vermiştik önce kanyona gidelim, evet.

Yol kenarındaki küçük tabelalar tarif ediyor zaten, köylerin arasında dolaşa dolaşa ahşap köy evleri ve neşeli amcalara selam vererek ilerlerken yol bitiyor aniden, iki çocuk çıkıyor karşımıza, “abi arabayı buraya park edin bir şey olmaz” diyorlar. “Kanyona mı geldiniz ben götüreyim sizi...”

Başlıyoruz yürümeye, hemen ormanın içine girdik, zaman tüneli gibi bir patikada ilerliyoruz.
Derken o da nesi… aniden gelen çıtırtı ile az aşağıda iki ceylanın koşarak kaçtığını görüyoruz ama istediğimiz gibi yakalayamıyoruz karemizde. Patika yolun sonunda eşsiz bir kanyon, Valla kanyonu…
Kısa zaman önce seyir terası yapmışlar, zaten kayalar çok sarp ve ürkütücü, rüzgar ise çok kuvvetli, tek kelime ile gidip yaşamak hissetmek gerek, anlatmakla tarif edilmiyor. Bu arada küçük rehberlerimiz boş durmuyor, sakın yerlere çöp atmayın, kenarlara çok yaklaşmayın tehlikeli olabilir diyor... Özverileri için gururla teşekkür ve tebrik ediyoruz. Aferin size çocuklar bu güzelliklere hep beraber sahip çıkalım.
Uzun bir süre oyalanıyoruz kanyonda, huzur dolu dakikalar geçiriyor ve harika fotoğraflar çekiyoruz. Bu arada rehberlerimiz Muhammet ve Şahin’in İstanbul'da yaşayıp, eğitimlerine devam ettiklerini öğreniyoruz. Yaz tatili için geldikleri köylerinde ise bizim gibi habersiz misafirlerini gezdirip eğleniyorlar. Belki ceylanları tekrar yakalarız diyoruz ve tekrar yola çıkıyoruz ancak yolumuza sadece şirin bir çekirge çıkıyor.
Buz gibi soğuk koca sürahi su ile sevindirip uğurluyor bizi delikanlı rehberlerimiz. Artık şelaleye doğru yol almak vakti.
Konaklayacağımız parkılıca tesislerinde biraz mola veriyor, eşyalarımızı ve şelalenin tarifini alıp yola çıkıyoruz, yine patika yolların ardında saklanan şelaleyi merak ederken 3-5 dakikalık keyifli yürüyüş bizi şelaleye ulaştırıyor.
Hadi önce çevreyi keşfedelim...

Kayaların üstünden hoplaya zıplaya, her yandan fışkırmış ağaçları hayretle inceleyerek dolaşıyoruz.

Ve sonunda beklenen deneme, şelalenin altında kendiliğinden oluşmuş göletin soğuğunu bir test ediyoruz. Yok yok çok soğuk olmaz bu iş derken bir bakmışız balıklarla beraber yüzmeye başlamışız. Tarifsiz bir keyif… ve ne yazık ki zamana yenildik, akşam olmak üzere.
Akşam yemeği için Parkılıca'ya döndüğümüzde ilk seferde anlayamadığımız bir soru geliyor karşımıza; gençler ne pişireyim size? Evet evet, menünün hayal gücümüzle sınırlı olması şaşırtıyor bizi. Ahşap evimizin önünde yemeğimizi yiyip saatlerce keyif yapıyoruz.

Ördekler biraz hırçın, dikkat etmek gerek...

Küre dağları milli parkı sınırlarında kalan ılıca köyünde ve gezdiğimiz yerlerinde hiç betonarme yapı göremeyişimiz dikkatimizi çekiyor, belli ki güzelliğine katkı yapmış bu durum bölgenin.
Sabah erkenden kalkıyoruz ve kahvaltı ederken Yüksel abi hadi sizi horma kanyonuna götüreyim diyor, rehbersiz girmenin tehlikeli olduğu kanyona niyetleniyoruz ama derede balık tutup geri geleceğiz tehlikeli kısımlara gitmeden. Eee ne de olsa balık tutmak bizim Gökhan'ın hobisi – hiç denememiş olsa bile (!).

Çok eskilerden patika varmış belliki ama ormana karışmış gitmış, iz bulmak zor bu taraflarda, zorlukla ilerliyoruz. Kayalar su ile oyulmuş, harika güzellikler enfes kareler yakalıyoruz.
Yorulmuştuk ve aklımız şelalede kalmıştı, zaten balık da yoktu, aslında vardı da küçüktü, hem oltamız da kötüydü, tamam tamam biz beceriksizdik tutamadık işte. Hadi şelalede biraz daha yüzelim deyip vazgeçtik. Yüksel abi geri dönmeden önce bizi Pınarbaşı'nda bir lokantaya götürdü. Ustayı evinden çağırıp öğlen yemeğimizi ısmarladı, tekrar tekrar teşekkür ediyoruz tadına sohbetine doyulmaz Yüksel abimizin.
Bugün şelale biraz kalabalık, bir iki grup ziyaretçi gelmiş uzaklardan, şaşkınlık ve sevinçle seyrediyorlar şelaleyi, her gelen mutlu ayrılıyor burdan biz gibi, aman çocuklar yengeçlere dikkat...
Bir de çay bahçesi var tepede, dinlenme molası verdik ve yöresel kıyafetlerinden vazgeçmeyen teyzelerimizle tanıştık.
Horma kanyonunu yürüyerek geçmek için yola çıkan grubun iki gündür geri dönmediğini öğrenince bizde merak ettik, halbuki geçen sabah güle oynaya yola çıkmışlardı amcalar, umarız başlarına bir şey gelmemiştir dedik ama 3.gün sonunda televizyon haberlerinden sağ salim geri döndüklerini duyduk. Eee öyle koca kuzuyu çevirmeye benzemiyor demek ki diyordu dedikodular...
Dönüş yolu aklımıza geliyor ve yeni arkadaşlarımızla vedalaşıp yola koyuluyoruz tekrar ne zaman geleceğimizin hayalini kurarak.
gezginkareler

26-27/07/2008

Ilıca,Pınarbaşı,Kastamonu

Son Güncelleme: Cumartesi, 22 Kasım 2008 23:10
 
Ulti Clocks content